Nisan 28, 2007...6:19 am

Bir zamanlar Malatya çok Güzelmiş

Yorumlara Git

Sayın Abdullah Ergun dan Mail aldım Çok mutlu oldum, tekrar tekrar okudum,sizlerede duyurmayı uygun buldum.içtenlikle duygularını kaleme aldığı yazısını aynen aktarıyorum
bu vesile ile kendilerine teşekkürlerimi arzediyorum,saygıyla kalın. Devamı

MERHABA….
MALATYA SONSÖZ GAZETESİ’NDE YAYINLANAN ” BİR ZAMANLAR MALATYA ÇOK GÜZELMİŞ “
BAŞLIKLI YAZIMIZI BEĞENECEĞİNİZİ UMARAK GÖNDERİYORUM.
WEB SİTENİZ ÇOK GÜZEL.MALATYANIN ESKİ MUHTEŞEM GÜNLERİNE AİT ÇOK ŞEYLER
ÖĞRENİYORUM. SAĞOLUN
İYİ ÇALIŞMALAR…
ABDULLAH ERGÜN/MALATYA

Bir zamanlar Malatya çok güzelmiş…

Malatyahaber.com ‘da gazeteci ağabeyimiz Orhan Apaydın’ın ” Ankara’da Malatyalı Olmak ” başlıklı yazısını okurken bizim kuşağın ne kadar şanssız olduğunu bir kez daha yaşadım.

Orhan Apaydın’ın yazdıkları ve her şeyden önemlisi Malatya’nın en güzel yıllarını doya doya yaşamış Malatyalıların Ankara’da bir gece de olsa yeniden yaşamaları beni mutlu etti.

Keşke bende orada olsaydım dediğim ender isteklerimden birini hayal ettim.

Ama orada değildim. Fakat Malatya’nın bir dönem o güzelliklerine şahit olduğum döneme ait Malatyalıların bir arada olması ve orada yaşananları gazeteci büyüğümüz Orhan Apaydın’ın kaleminden okumam beni duygu seline boğdu.

Yazıda bahsedilen Malatyalıların çoğunu tanıyorum. Her ne kadar onlardan yaşça küçük olsam da onların Malatya’daki yaşadıkları güzelliklerine ben ve Sıtmapınarı’ndaki arkadaşlarımız şahit olmuştuk.

Ama bu Malatyalılar birden bire aramızdan ayrıldılar. Onların kültür-sanat özellikleri başta olmak her hareketlerini kendimize örnek almıştık.

1960 lı yıllarda Malatya da Halk Eğitim Merkezinde Malatyalı gençlerin bir tiyatro yaptıkları, Kültür-Sanat ağırlıklı dergi çıkardıklarını biliyordum. Kanal boyunda 1960 ve 70 li yıllarda da Malatyalılar geziyordu. Ama hiç kimse yerlere tükürüp küfür ve argolu konuşmuyordu.

Malatyaspor’un içeride yaptığı maçların sabahında yaşanan hareketlilik maçın oynandığı saatlere yaklaştığı zaman daha da heyecanlı görüntüler ve hareketlilik yaşanıyordu. Ellerinde fileler içinde domates, karpuz, salatalık, beyaz peynir… Malatyaspor taraftarları İnönü stadının yolunu tutuyorlardı.

Maçtan sonra Rahmetle andığım Gazeteci büyüğümüz Erhan Kırçuval’ın ” Görüş ” gazetesindeki maç yazısını okumak bize keyif veriyordu.

Akşamları Kanal boyu ve Beş konaklarda pikaplardan ve makaralı teyplerden adını hep duyduğumuz fakat ne kendisine nede yakınına ulaşamadığımız Malatyalı Fahri’nin içli sesi ile seslendirdiği türküler Kernek parkında Suat Sayın, Şükran Ay,ın sahne aldığı yıllar, Renkli sinemada Ünlü İtalyan Yönetmen Sergio Leone’nın hala beğenilen üçlemesi İyi Kötü ve Çirkin, Bir avuç Dolar ve Birkaç Dolar için ” filmleri ile western dünyasına yolculuk yaptığımız, Altın Çocuk Göksel Arsoy, Ünlü İtalyan komikler Franco Franchi ve Ciccosa İngrassi’nın oynadıkları ” Yavru ile Katip, Raj Kapoor’un ünlü “Avare” filmi ile kendi dünyamızda kendimize özgü yol çiziyorduk.

Sıtmapınarı’nda yaşanan aşkların sonucunda Malatyalı Fahri’nin ” Şu dağları Delmeli” dizlerinin dönemin delikanlıları tarafından sevgi dünyasına yolculukları.

Şifa Mahallesinde Rahmetli Sami Kasap’ın bir gazel tutturup Sıtmapınarı’nda Topal Hacı’nın kahvesine gittiği yıllar.

Futbolu çok seviyorduk. Hatta kovboy filmlerinden daha da çok seviyorduk.

Sıtmapınarı’nda Meselesi İsmail’in başına üşüşüp kendi dünyasının iç güzelliklerini kendi üslubu ile dört film süresince anlattığı yıllar aklıma geldi.

Tırtto Hasan, Karababa Hasan, Jily Maykıl, Meseleci İsmail, Sihirbaz Golyad gibi lakapların ön plana çıktığı güzelim yıllardı.

Cumhuriyet İlkokulunun önünde yeni çıkan Murat 124 leri seyretmek mutlu ediyordu herkesi.

Pınarbaşı bize çok uzaktı ama yinede belli zamanlarda Orduzu Pınarbaşı’na ziyaretlerimiz yapıyorduk. Akşamcıların bulunduğu bölümde

Topal Bedo’nun” Dam üstünde un eler. Sami Kasap’ın “Derdimin Dermanısın” türküleri içinde yapılan kendilerine özgü sohbetler.

Fakat Sıtmapınarı’ndaki arkadaşlarla kış mevsiminde Orduzu Pınarbaşı’na yaptığımız ziyaretler en güzeliydi.

Karlı zeminde Orduzu Pınarbaşı bir başka güzeldi. Ama hiç yalnız olmadık. Bazen Gazeteci ağabeyimiz Erhan Kırçuval’a rastlardık. Bizde onun gibi Orduzu Pınarbaşı’nın kış aylarındaki müdavimlerindendik. Bizleri her gördüğünde mutlaka bir şeyler anlatırdı. Ben konuştuklarından çok etkilenmiştim. Yıllar sonra gazetelerde yazdığım yazıların birçoğunda bu büyük gazeteciden bahsetmeyi alışkanlık haline getirdim.

Bu işin okulunu okumadım. Fakat Malatya’nın o güzelim yıllarına ait o kadar olayları canlı yaşadım ki bunlar bana yetti.

Ben kendi döneminde yaşadıklarımı günümüze aktarmaya çalışıyorum.

Ama bizden önceki kuşakların bizden daha iyi Malatya’yı doya doya yaşadıklarını biliyorum.

Orhan Apaydın’ın Ankara’da yapılan gece ile ilgili aktardıkları benim için sürpriz olmadı. Onlar bu şehri bir dönem sindire sindire yaşadılar. Bu yüzden onları kıskanıyorum. Fakat Ankara’daki bir toplantı gibi onlarla bir arada olamayışın üzüntüsünü yaşıyorum. Ben o kuşaktan çok şeyler öğrendim. Buradan onlara bir kez daha teşekkür ediyorum.

O güzellikler geride kaldı. Malatyalı Fahri, Sami Kasap yok. Pikaplar sustu. Kernek gazinosu da yok. Şükran Ay’ın konseri bir daha olmayacak. Suat Sayın artık aramızda değil. İtalyan Western filmleri de geride kaldı.

Albay’ın sinema önündeki ciğerci tezgahı da yok Cicili bici de yok. Hürriyet Parkının köşesinde Karlı dondurmada yok.

Meseleci İsmail artık meselede anlatmıyor. Sıtmapınarı’nda meşhur Ankara Kahvesinin bahçesine TCDD yollarının nöbet listesi de asılmıyor. Çünkü Ankara Kahvesi de yok. Sıtmapınarı’nda Sihirbaz Golyad’ın gösterisi de yok. Cumhuriyet İlkokulunun önünden artık Murat 124 ler geçmiyor.

Artık o güzellikler yok.

Orhan ağabeyimiz kendi kuşağına ait güzellikleri çok güzel anlatmış. Bende bizim dönemi yazmaya çalıştım.

İkimizin yazdıkları arasında tek ortak yön var.

“Bir zamanlar Malatya çok güzelmiş.”

Abdullah ERGÜN

3 Yorumlar


Yorum Yapın